Suudi Arabistan, 2030 Vizyonu ile futbolu turizm ve ekonomik dönüşümün stratejik gücü haline getirdi.

Bu vizyonun erken dönemde atılan somut adımlarından biri, Suudi Arabistan’ın köklü kulüplerinden Al-İttihat FC’nin Türkiye’ye davet edilmesi oldu. Sürecin devamında Bursaspor ile kardeş kulüp mutabakatı sağlandı ve 6 Eylül 2016 tarihinde Bursa’da oynanan dostluk maçı, iki ülke futbolu arasında kurulan yapısal iş birliğinin ilk ve en görünür çıktısı olarak öne çıktı. Söz konusu karşılaşma, sportif bir organizasyonun ötesinde; futbolun diplomasi, tanıtım ve spor turizmiyle birlikte nasıl stratejik değer üretebileceğini ortaya koydu.

Bu adımı takip eden dönemde Körfez ve Kuzey Afrika ülkelerinden çok sayıda kulüp, kamp ve hazırlık maçları için Türkiye’yi tercih etti. 2017 yılı itibarıyla Suudi Arabistan, Katar, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Fas, Tunus ve Irak’tan toplam 18 kulübün Türkiye’de kamp yapması, bu sürecin doğrudan sonucu olarak değerlendirildi. Bolu, Kızılcahamam ve Topuk Yaylası gibi merkezlerde gerçekleştirilen bu organizasyonlar; otel doluluklarını artırdı, tesis kullanımını canlandırdı ve yerel ekonomilere ciddi döviz girdisi sağladı.
Günümüzde Suudi Arabistan’ın küresel futbol piyasasında artan etkisi, kısa vadeli hamlelerden ziyade uzun soluklu ve merkezi bir spor turizmi politikasının ürünü olarak görülüyor. Uzmanlar, Türkiye’nin mevcut tesis altyapısı, iklim avantajı, ulaşım olanakları ve köklü futbol kültürüyle bu alanda çok daha yüksek bir potansiyele sahip olduğuna dikkat çekiyor.


Değerlendirmelere göre sporun yalnızca sportif başarı ekseninde değil, turizm, tanıtım ve ekonomik kalkınma perspektifiyle ele alınması halinde Türkiye, spor turizmini dört mevsime yayarak önemli bir gelir artışı sağlayabilir. Kamp turizmi, hazırlık maçları, altyapı turnuvaları ve milli takım organizasyonları; doğru bir ulusal stratejiyle ele alındığında Türkiye için güçlü bir büyüme alanı olarak öne çıkıyor.
