ITF 2026 | İSTANBUL TURİZM FUARI’NIN ARDINDAN DERS NİTELİĞİNDE GERÇEK TÜRK MİSAFİRPERVERLİĞİ

Turizm sektörünün önemli buluşma noktalarından International İstanbul Turizm Fuarı – ITF 2026, bu yıl da sektörün farklı alanlarından profesyonelleri, yatırımcıları, uluslararası otel markalarını, tur operatörlerini, acenteleri ve karar vericileri İstanbul’da bir araya getirdi.

Efendim, bu muhteşem organizasyon artık gerçek anlamda “International”, yani uluslararası bir nitelik kazandı. Her yıl alanını genişleterek, katılımcı ve ziyaretçi sayısını artırarak “İstanbul’un gerçek turizm fuarı olma yolunda ilerliyor” demek bile artık haksızlık olur.

ITF artık İstanbul’un turizm fuarı oldu.

Üstelik önümüzdeki yıl İstanbul Fuar Merkezi’nde gerçekleştirilecek organizasyonun yaklaşık 10.000 m²’den 24.000 m² alana çıkacak olması, önümüzdeki dönemde ITF’nin sektörde çok daha farklı bir yere oturacağının göstergesidir.

Fuarla ilgili birçok haber okuyacaksınız. Kaç kişi geldi, kaç firma katıldı, hangi ülkeler temsil edildi, kaç görüşme yapıldı, hangi paneller düzenlendi… Bunların hepsi basın bültenlerinde zaten detaylı olarak yer alacaktır.

Ben size başka bir şey anlatmak istiyorum.

Bu fuar kısa zamanda neden bu kadar başarılı oldu?

İşin sırrı nedir?

Çünkü yıllardır söylediğim gibi;

Hiçbir başarı tesadüf değildir.

Efendim, size biraz Volkan Ataman’dan bahsedeyim.

Volkan Ataman, Türkiye’nin turizm, MICE, fuarcılık ve etkinlik sektörünün önemli isimlerinden biri. Dream Project CEO’su ve Yönetim Kurulu Üyesi. Turizm Medya Grubu’nun kurucusu. ACE of M.I.C.E. Exhibition, ACE of M.I.C.E. Awards ve İstanbul Turizm Fuarı gibi önemli organizasyonların hayata geçirilmesinde öncü rol üstlenmiş bir turizm profesyoneli.

Bunlar Volkan Ataman’ın özgeçmişinde yazanlar.

Ben size özgeçmişinde yazmayan kısmını anlatayım.

Adam sabah fuarın kapısında!

Gelen misafirlerini karşılıyor, sarılıyor, öpüşüyor, hal hatır soruyor. Sanırım fuara gelen 20 bin kişinin yarısıyla öpüşmüştür. 😊

Sonra fuar açılıyor. Bu defa stantları dolaşıyor. Hem de bir kere dolaşıp protokol görevini tamamlamak için değil; gün içerisinde defalarca…

Katılımcıya “Bir ihtiyacınız var mı?” diye soruyor, ziyaretçilerle sohbet ediyor, insanları Swissôtel Bosphorus’taki geceye davet ediyor. Oturumların sonunda plaketleri mümkün olduğunca kendisi veriyor.

Kısacası fuarın patronu ortada.

Misafirinin yanında.

Sahada.

Bence turizmde yöneticilik ile ev sahipliği arasındaki fark da tam burada başlıyor.

Çünkü turizmde bazen milyon dolarlık yatırımlar yapıyoruz, dünyanın en iyi markalarını getiriyoruz, mermerimizi İtalya’dan, mobilyamızı başka bir ülkeden alıyoruz ama işin en temel noktasını unutabiliyoruz:

Misafirperverlik.

Volkan Ataman bunu takım elbisesi, tavrı, insan ilişkileri ve özellikle de mütevazılığıyla gösterdi. Bana göre gerçek anlamda bir İstanbul beyefendisi ve Türk turizminin iyi bir temsilcisi olarak bütün misafirleriyle birebir ilgilendi.

İSTANBUL BEYEFENDİSİ NASIL OLUNUR?

Gelelim Mete Vardar ve Mert Vardar Beyefendilere…

Turizm camiası kendilerini zaten yakından tanıyor. Ama yine de bilmeyenler için birkaç kelime söyleyelim.

Mete Vardar, Türkiye turizminin deneyimli iş insanlarından, Jolly Tur Yönetim Kurulu Başkanı ve Dream Project Yönetim Kurulu Başkanı. Turizme genç yaşta, aile şirketi Jolly Tur’da rehberlik yaparak başlamış, şirketin hemen her kademesinde görev almış ve yıllar içerisinde Türk turizminin önemli isimlerinden biri haline gelmiş bir turizmci.

Ama benim burada anlatmak istediğim yine CV’si değil.

Çünkü fuarda başka bir Mete Vardar gördüm.

Yanında oğlu Ege Sinan Vardar…

Baba oğul fuarı dolaşıyorlar. Mete Bey oğlunu turizmcilerle tanıştırıyor, birlikte stantları ziyaret ediyor, katılımcılarla ve ziyaretçilerle ilgileniyorlar.

Şimdi dışarıdan baktığınız zaman “Baba oğlunu fuara getirmiş” diyebilirsiniz.

Ben öyle görmedim.

Ben orada bir babanın oğluna patronluğu değil, turizmciliği öğrettiğini gördüm.

Hatta daha da önemlisi, nasıl İstanbul beyefendisi olunur, onu öğretiyordu.

Çünkü bazı şeyler okulda öğrenilmiyor efendim.

Misafir nasıl karşılanır?

Bir sektör büyüğüne nasıl davranılır?

Çalışana nasıl hitap edilir?

Bir insanla konuşurken gözünün içine nasıl bakılır?

Başarılı oldukça nasıl daha mütevazı olunur?

Bunların MBA programı yok.

Bunlar aileden, ustadan, büyükten ve en önemlisi sahada görerek öğreniliyor.

Mete ve Mert Vardar da Türk turizminin duayenlerinden ve gerçek bir İstanbul beyefendisi olan Sinan Vardar’dan aldıkları bayrağı daha yukarıya taşıyorlar.

Burada önemli bir noktanın altını çizmek istiyorum.

İş hayatında şirket büyüdükçe ego da büyüyebiliyor. Makamlar yükseldikçe insanlarla aradaki mesafe de artabiliyor.

Ama gerçek başarı bence bunun tam tersidir.

 Şirketiniz büyürken sizin mütevazılığınız da büyüyorsa, esas başarı budur.

Mete ve Mert Beylerin Türk turizmine ve kendi şirketlerine yaklaşımında gördüğüm en önemli özelliklerden biri de bu.

Mert Vardar da fuar boyunca aynı şekilde katılımcılarla ve ziyaretçilerle birebir ilgilendi.

Daha da ilginci Swissôtel Bosphorus’taki gecede yaşandı.

Düşünsenize, günlerce fuar hazırlığı yapmışsınız, bütün gün fuarda koşturmuşsunuz, akşam kendi düzenlediğiniz partiye gelmişsiniz. Artık insan biraz eğlenmek ister değil mi?

Ama Mert Bey ne yapıyor?

Gelen misafirlerini Swissotel’in kapısında karşılıyor.

Gece sonunda giden misafirlerini yine kapıdan uğurluyor.

Efendim, biz buna Anadolu’da da İstanbul’da da tek bir şey söyleriz:


Ev sahipliği.

Zaten turizmin özü de bu değil midir?

Misafirini karşılamak, onunla ilgilenmek ve giderken kapıya kadar uğurlamak…

Biz bazen “hospitality” kelimesinin Türkçe karşılığını uzun uzun tartışıyoruz.

Bence bu kadar tartışmaya gerek yok.

Biz bunun adına yüzyıllardır misafirperverlik diyoruz.

Patron Nasılsa Ekip De Öyle Olur

Tabii böyle patronların ekipleri nasıl olur?

Onlar da aynı olur.

Başta İbrahim Gürgan, Esra Gürgan ve tüm Dream Project ekibi, organizasyonun her aşamasında inanılmaz bir emek ortaya koydu.

Fuar boyunca her yerdeydiler.

Katılımcılarla ilgilendiler, ziyaretçilerin sorunlarına çözüm buldular, en küçük aksilikte bile “Birisi ilgilensin” demek yerine birebir kendileri müdahale ettiler.

İşte burada yönetim biliminin çok basit ama çok önemli bir kuralı ortaya çıkıyor:

Kurum kültürü yukarıdan aşağıya yayılır.

Patron sahadaysa ekip de sahada olur.

Patron misafiri önemsiyorsa çalışan da önemser.

Patron “Bu benim işim değil” demiyorsa ekip de demez.

İnsanlara kurum kültürünü kitapçık dağıtarak öğretemezsiniz.

Önce kendiniz yaşayacaksınız.

 Peki ITF’nin Başarısının Sırrı Ne

Efendim, gelelim yazının başında sorduğumuz soruya.

Bu organizasyon birkaç yıl içerisinde nasıl bu noktaya geldi?

Bence cevabı artık çok açık.

Önce yaptığınız işe inanacaksınız.

Sonra patronundan çalışanına kadar o işe gönül bağıyla bağlanacaksınız.

Ama sadece gönül yetmez.

İşin içerisine bilimi koyacaksınız.

Doğru pazarlamayı koyacaksınız.

Güçlü iletişimi koyacaksınız.

Doğru insanları, doğru markaları ve doğru sektör temsilcilerini bir araya getireceksiniz.

Uluslararası bağlantılarınızı geliştireceksiniz.

Teknolojiyi kullanacaksınız.

Ve bütün bunların merkezine insanı koyacaksınız.

Bunları doğru yaptığınız zaman başarı artık tesadüf olmaz.

ITF’nin başarısının arkasında bana göre tam olarak bu anlayış var.

 Bu Organizasyon Turizm Okullarında Anlatılmalı

Ben yıllardır turizm sektörünün içerisindeyim.

Çok fuar gördüm.

Çok organizasyona katıldım.

Yurt dışında da Türkiye’de de çok farklı örnekler gördüm.

Bu nedenle rahatlıkla söylüyorum:

 ITF yalnızca bir fuar olarak değerlendirilmemeli.

Bu organizasyonun nasıl büyüdüğü, sektörle nasıl iletişim kurduğu, paydaşlarını nasıl sahiplendiği, ekibin nasıl yönetildiği ve özellikle patronların nasıl sahada olduğu turizm okullarında bir vaka çalışması olarak anlatılmalıdır.

Çünkü genç turizmcilere yalnızca Revenue Management, EBITDA, ADR, RevPAR, dijital pazarlama veya yapay zekâyı öğretmek yetmez.

Bunların hepsini öğreteceğiz.

Ama önce şunu öğretmemiz gerekiyor:

 Misafir kapıda nasıl karşılanır?

Çünkü teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, yapay zekâ ne kadar hayatımıza girerse girsin, turizmin merkezinde hâlâ insan var.

Ve belki bundan 20 yıl sonra bugünün birçok teknolojisini hatırlamayacağız.

Ama bir insanın bizi kapıda nasıl karşıladığını, nasıl ağırladığını ve giderken nasıl uğurladığını hatırlayacağız.

İşte Türk turizminin dünyadaki gerçek rekabet avantajlarından biri de budur.

 Gerçek Türk misafirperverliği.

ITF 2026 bana bir kez daha bunu hatırlattı.

Başta Volkan Ataman, Mete Vardar ve Mert Vardar olmak üzere; organizasyonun her aşamasında büyük emek veren İbrahim Gürgan, Esra Gürgan ve tüm Dream Project ekibine gönülden teşekkür ediyorum.

Ve tabii genç Ege Sinan Vardar’a da…

Babasının yanında fuar koridorlarında dolaşırken belki farkında değil ama çok önemli bir eğitim alıyor.

Çünkü şirketler devredilebilir, markalar büyüyebilir, fuarlar 10 bin metrekareden 24 bin metrekareye çıkabilir.

Ama bazı miraslar metrekareyle, ciroyla veya şirket değeriyle ölçülmez.

Sinan Vardar’dan Mete ve Mert Vardar’a, onlardan da yeni nesle geçen asıl miras; turizmciliğin terbiyesi, misafirperverlik kültürü ve İstanbul beyefendiliğidir.

Efendim, sözün özü;

Hiçbir başarı tesadüf değildir.

Başarının arkasında emek vardır, bilim vardır, doğru strateji vardır, iyi bir ekip vardır.

Ama bütün bunların üzerinde bir şey daha vardır:

İnsan vardır.

ITF’nin sırrı da bence tam olarak burada. Eğer turizmdeki bu samimiyeti ve dostluğu özlediyseniz seneye ITF 2027 ye bekleriz.

Emeği geçen herkese bir turizmci olarak teşekkür ediyorum.

İyi ki varsınız.

Orhan Genceli

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir