Zengin tarihi ve kültürel dokusu, insanlığın sıfır noktası olarak kabul gören Göbeklitepe’si ile Güneydoğu’nun turizm potansiyeli en yüksek illerinden biri olan Şanlıurfa’daki tarihi ve turistik yerleri yazımızda inceledik.
M.Ö. 12 bin yılına dayanan geçmişiyle “insanlığın yeryüzündeki macerasının başladığı yer” olarak bilinen ve pek çok uygarlığa ev sahipliği yapmış olan Şanlıurfa, zengin tarihi ve kültürel dokusu ile Güneydoğu’nun turizm potansiyeli en yüksek illerinden biridir. İşte tüm detaylarıyla Şanlıurfa’nın tarihi ve turistik çekim yerleri…
Göbeklitepe
Şanlıurfa’da Harran Ovası’nın kuzey kısmında yer alan tepelik alanın en üst seviyesinde, Şanlıurfa’nın merkezine 17 km mesafede, Mardin yolu üzerinde çevresine hâkim bir konumda bulunan ve aynı zamanda son zamanların en gözde arkeolojik-turistik cazibe merkezlerinden biri olan Göbeklitepe, elde edilen bilgilere göre, ilk defa 1963 senesinde İstanbul ve Chicago Üniversitelerinin işbirliği içerisinde gerçekleştirdikleri bir yüzey araştırmasında, Neolitik yerleşme olarak belirlenmiştir.

Fakat bu araştırmanın yapıldığı senelerde, Neolitik Dönem hakkında mevcut bilinenlerden dolayı, Göbeklitepe’nin özel bir yer olduğunun anlaşılması çok zor olmuştur. Bu tarihi yerin önemi, Alman Arkeolog Prof. Dr. KlausSchmidt’in (Berlin Alman Arkeoloji Enstitüsü Orient bölümü uzmanı ve Erlangen Üniversitesi öğretim üyesi), 1995 yılında başlattığı ve vefatının ardından çalışma arkadaşlarının günümüze kadar sürdürdüğü kazılar ile gün yüzüne çıkmıştır. Yapılan kazılar sonucunda, Göbeklitepe’de ortaya çıkan eserlerin neredeyse 12000 yıl öncesine ait olduğu belirlenmiştir. UNESCO tarafından 2011 senesinde Dünya Mirası Geçici Listesi’ne; 2018’de ise Dünya Kültür Mirası Listesi’ne dâhil edilen Göbeklitepe, Türkiye’de 2019 yılında ziyarete açılmıştır. Aynı yıl “Göbeklitepe Yılı” olarak duyurulmuştur. Bu durum, insanlığın ilk toplanma yeri olarak gösterilen Göbeklitepe’yi en popüler destinasyonlardan biri haline getirmektedir.
Bakırcılar Çarşısı (Hüseyniye Çarşıları)
Şanlıurfa Hanlar bölgesinde bulunan bu pazarlar, mimarı açıdan; kuzey güney yönünde birbirlerine paralel olarak uzanan ve her biri 15’er çapraz tonozla örtülü iki kapalı çarşıdır. Çarşılar, Hartavizâde Hüseyin Ferideddin tarafından 1887 senesinde yapılmıştır.
Çarşıların sağında ve solunda yer alan işyerlerinin kapılarının üzerinde karşılıklı olarak aydınlatma pencereleri bulunur. Yapıldığı senelerde halı, kilim, keçe vb. ürünlerin tüketicilere sunulduğu mekânlar olarak kullanılmıştır.
Gümrük Hanı
Osmanlılar zamanında inşa edilen hanlar ve kapalı çarşıların yoğun bir biçimde baş gösterdiği bölgede yer alan Gümrük Hanı, 1563 senesinde Kanunu Sultan Süleyman döneminde Urfa Sancakbeyi Halhallı Behram Paşa tarafından yaptırılmıştır.

Evliya Çelebi’nin Seyyahatnâme’sinde “Yetmiş Hanı” olarak anlattığı hanın dış yüzeyleri iki renkli kesme taşların almaşık sıralanması ile yapıldığı için, han “Alaca Han” ismiyle de anılmaktadır. 2001 yılında Rızvaniye Vakfı’nın katkılarıyla Şanlıurfa İli Kültür Eğitim Sanat ve Araştırma Vakfı (ŞURKAV) tarafından yenilenmiştir. Yerli ziyaretçilerin yanında Gümrük Hanı, Şanlıurfa’da yaşayan halkın da sık sık ziyaret ettiği bir yerdir.
Haleplibahçe Mozaikleri
Şanlıurfa’da, bugüne kadar genelde Edessa Krallığı ve Bizans Dönemlerine ait yaklaşık 100 kadar mozaik ortaya çıkarılmıştır. Bu bakımdan, Şanlıurfa’ya ‘Mozaikler Şehri’ de denilebilmektedir ve zaman zaman bu şekilde de anılmaktadır. Fakat, mozaiklerin birçoğu çalınma, tahrip edilme gibi nedenlerden ötürü günümüze kadar varlığını sürdürememiştir. Bugüne kadar gelen mozaiklerden yalnızca birkaç tanesi bugün Şanlıurfa Müzesi’nde muhafaza edilmektedir.

Haleplibahçe Mozaikleri’ne, 2006 senesinde Temalı Park Projesi kapsamında yapılan alt yapı çalışmaları sırasında rastlanılmıştır. Zaman kaybetmeden başlatılan ve 2007 yılının mart ayına kadar sürdürülen kurtarma çalışmaları ile bu mozaikler ortaya çıkarılmış; bir yandan da çevre düzenleme çalışmaları başlamıştır. Bu aşamada, mozaiklerin dış etmenlerden olumsuz bir şekilde etkilenmemesi için modern bir yapı inşa edilerek açık hava müzesi şekline getirilmiştir.
Halfeti İlçesi
Şanlıurfa İlinin Kuzeybatısındadır. Batısında Gaziantep İline bağlı Araban, Yavuzevli ve Nizip İlçeleri bulunurken, ilçenin kuzeyinde ise Adıyaman İline bağlı Besni İlçesi, doğusunda Bozova, güneyinde ise Birecik yer almaktadır. İlçenin büyük bir kısmı ne yazık ki Birecik Barajı’nın suları altında kalmıştır. Yeni yerleşim yeri olarak –Yeni Halfeti denen kısım ilçe merkezine 7 km uzaklıkta olan Karaotlak mevkii seçilmiş ve halkın yerleşimine açılmıştır. İlçenin sembolü haline gelen ‘siyah gül’, yerli ve yabancı tüm ziyaretçilerin ilgisini çekmektedir ve önemli bir ticaret potansiyeline sahiptir.

İl Özel İdaresi tarafından işletilen teknelerle, Aziz Nerses Kilisesi’nin, Barsavma Manastırı’nın ve daha birçok tarihi yapının yer aldığı Rumkale’ye, kaya kilisesinin yer aldığı tarihi Savaşan köyüne ulaşım kolaylıkla sağlanır duruma gelmiştir. Citta-slow (sakin şehir) kapsamında değerlendirilen Halfeti’de, eğlenceli tekne turları, hediyelik eşya satın alma imkânı, son derece otantik pansiyonlarda konaklama ve kebap-alabalık gibi yemekleri tatma olanakları mevcuttur.
Halil-ür Rahman Gölü (Balıklıgöl) ve Aynzeliha Gölü (Anzılha Gölü)
Halil-ür Rahman Gölü, diğer adıyla Balıklıgöl, Rızvaniye Camisinin güney tarafında yer almaktadır. Genişliği 30 metre derinliği ise 3 ile 5 metre arasında değişen gölün içerisinde efsanelere konu olmuş sazan türü balıklar bulunmaktadır. Gölde bulunan balıkların kutsal sayılmasıyla ilgili olan efsane şu şekildedir: Hz. İbrahim’in soyu Nuh peygamberin oğlu Sam’a dayanmaktadır. Rivayete göre dönemin zalim ve tanrılık iddiasında olan Nemrut bir rüya görür. Hemen ertesi gün rüyasında şahit olduklarına vezirine iletir. Veziri ise bu sene dünyaya gelecek olan bir erkek çocuğunun Nemrut’un saltanatına son vereceğini söylemesi üzerine Nemrut, halka emir salarak o sene doğacak olan bütün erkek çocuklarının öldürülmesini ister.

Sarayın putçusu olarak görev yapan Azer’in eşi, bebeği öldürülmesin diye hamileliğini gizler ve bir mağaranın içerisinde gizlice Hz. İbrahim’i doğurur. Bazı rivayetlere göre de Hz. İbrahim’i mağaraya gelen ceylanların beslediği söylenir. Hz. İbrahim büyüdüğünde, artık bir tanrı arayışı içerisine girer ve zamanla Nemrut’a karşı gelerek bütün putları yıkar. Bunu öğrenen Nemrut ise Hz. İbrahim’in yakalanması için emirler yağdırır. Şehirdeki bütün odunlar toplanır ve yakılan ateşin içine mancınıkla Hz. İbrahim atılır. Allah, Hz. İbrahim’i kurtarma için ateşe serin ve selamet olmasını söyler. Böylece ateş su, odunlar da balık oluverir. Anlatılanlara göre, Nemrut’un kızı Zeliha da Hz. İbrahim’e inandığı için o da kendisini İbrahim’in ardından ateşe bırakır. Bu sebeple, Zeliha’nın düştüğü yerde de Ayn-ı Zeliha Gölü oluşmuştur. Gerek Halilür Rahman Gölü’ndeki gerekse Ayn-ı Zeliha Gölü’ndeki balıklar kutsal sayılmaktadır, yenilmemektedir ve korunmaktadır.
Harran
Harran, coğrafi bakımdan, Eski Babil’den günümüze ticarî amaçlarla kullanılmış olan güneydoğudan kuzeybatıya doğru giden yolların kavşak noktasındadır. Bunun yanında, İpek Yolu’nu Musul, Sincar ve Halep yoluyla, Şam ve Irak’ı Şanlıurfa’ya ve İç Anadolu’ya bağlayan yolların merkezi konumundadır. Bu sebeple, Bağdat’tan Doğu Akdeniz kıyılarına varmak için Bereketli Hilal Toprakları diye belirtilen Güneydoğu Toroslarının eteklerini takip eden yol Harran’dan geçmektedir.

Harran höyüğünün kuzey doğusunda bulunan Ulu Cami, Anadolu’nun ilk anıtsal camii, ilk revaklı avlulu ve şadırvanlı camii, en zengin taş süslemeli camii olması gibi farklı özelliklere sahiptir. Bazı kaynaklarda, “Camii el-Firdevs (Cennet Camii) veya “Cuma Camii” isimleriyle de anılmaktadır. 2013 senesinde, Harran İlçesi ile İtalya’da bulunan Alberobello Kasabası ‘kardeş şehir’ protokolü iki ülke yetkililerinin de katılımıyla imzalanmıştır. Bu protokol dâhilinde, bazı kültürel ve ekonomik işbirliği yapılmasına karar verilmiştir . Eğitim açısından da Harran tarihi bir öneme sahip bir yerleşim yeridir. Yapılan araştırmalara göre, dünyadaki ilk üniversitenin Harran’da inşa edildiği belirtilmektedir. Harran Okulu, tıp ve matematik dünyasının dehası Sâbit bin Kurrâ’nın; dünyanın ay ile arasındaki mesafeyi ilk defa doğru hesaplayan ünlü astronomi bilgini El-Battanî’nin; atomun ve cebir ilminin mucidi sayılan Cabir bin Hayyan’ın; ünlü din bilgini Şeyhü’l İslam İbn-i Teymiyye gibi onlarca bilim insanının yetiştiği ve ders verdiği bir üniversitedir. Harran, özü itibariyle ‘Medeniyetlerin Doğduğu ve Buluştuğu Kent’ olarak tanımlanır.
Hz. Eyyûb Makamı
Şanlıurfa şehir merkezinin güneyinde yer alan Eyyûb Peygamber Mahallesi’nde, Eyyûb Peygamber Makamı olarak adlandırılan külliyede “Çile Mağarası” ve “Şifalı Kuyu” bulunmaktadır. Hz. Eyyûb ile ilgili hikâye Şanlıurfa’da halk arasında ve yazılı kaynaklardan aktarılan rivayetlere göre şu şekilde anlatılır: Allah, Hz. Eyyûb’u peygamberlikle görevlendirir. O’nu ve ailesini hem maddi hem de manevi açıdan öyle bir varlıklı hale getirir ki, O’na birçok evlât verir, malları ve davarları çoğaldıkça çoğalır. Allah O’nu bir imtihana tabi tutar ve önce malını, sonra da evlatlarını elinden alır. O ise, “Veren Allah, alan Allah” diyerek, hiçbir şekilde sitem etmeden, hüzne girmeden haline şükreder ve sabreder. Sonrasında ağır bir rahatsızlığa yakalanır ve her yeri yara içerisinde kalır. Kendisini köyden kovarlar.

Eşi Rahime, kendisini köyden bayağı uzak bir mağaraya, yani şu an Eyyûb Peygamber Makamı olarak anılan ve yüzyıllardır ziyaret edilen “Çile Mağarası”na bırakıp köye geri gider. Sonrasında, eşi Rahime ara sıra kendini mağarada ziyaret eder. Hz. Eyyûb’un vücudunu kurtlar kaplar. Tam kurtlar kalbine de siyaret etmeye başladığında, bu azîz Peygamber Allah’a iyileşmek için dua eder. Allah, O’nun bu duasını kabul buyurur ve topuğunu yere vurmasını, oradan çıkacak olan su ile yıkanmasını ve soğuk suyu içmesini emreder. Hz. Eyyûb bu emri yerine getirir ve o suyla bir güzel yıkanır ve sudan biraz içer. Böylece hastalıklardan kurtulmuş olur. Daha sonra buraya şifalı kuyu denmiştir. Bu kuyunun yaklaşık 150 metre kadar batısında yer alan kalıntıların alt kısmında kayaların oyularak oluşturulduğu bir hamamın var olduğu, burada cüzamlı hastaların ve romatizmal şikayetleri olan kişilerin tedavisinin yürütüldüğü yazılı ve sözlü kaynaklarda ifade edilmektedir.
Karaali Kaplıcaları
Şanlıurfa’da Harran Ovası üzerinde olan, fakat Şanlıurfa İl Merkezine bağlı Karaali köyünde bulunan kaplıca, Şanlıurfa’ya 45 km. mesafededir. Valilik tarafından yaptırılan bazı jeolojik araştırmalarda, suyun sıcaklığının 41-49°C arasında değiştiği belirlenmiştir. 150.000 m3 saat sıcak su kapasitesine sahip kaplıca tesislerinin yanında bulunan seralar da bu su ile ısıtılmaktadır. Yapılan araştırmalar sonucunda, 9.000 hektar sera alanının ısıtılabileceği tespit edilmiştir.

Karaali Kaplıcalarının suyu başta romatizmal rahatsızlıklarda, deri ve zührevi hastalıklarında, böbrek taşı rahatsızlıklarında ve bazı iltihabi hastalıklarda fayda sağlamaktadır. Özel idare tarafından 1997 senesinde inşa edilen tesisler, toplam 34 oda ve 100 yatak kapasitelidir. Kaplıcalara gelen yoğun talep üzerine Özel İdare 54 daireden ve 300 yataktan oluşan bir apart da yaptırarak 2000 yılında hizmete açmıştır. Karaali Kaplıcalarına çevre illerden gelenlerin yanı sıra, uzak yerlerden de ziyaretçiler gelmektedir. Bu talep yaz aylarında daha da artmaktadır. Kış aylarında ise kaplıca genelde hafta sonu ve tatil günlerinde rağbet görmektedir. Tesislerin yaz aylarındaki doluluk oranı % 70’lerde iken, bu oran kış aylarında % 30’lara kadar gerilemektedir.
Karacadağ Kayak Merkezi
Güneydoğu’nun ilk ve tek kayak merkezi olan, Siverek ilçesine ağlı Karacadağ Kayak Merkezi, kayağa ilgisi olan bireyleri cezbetmektedir. Özellikle hafta sonlarında ve tatil günlerinde birçok kişinin rağbet gösterdiği merkez, son zamanların en kalabalık dönemini yaşıyor. Şanlıurfa Merkez’e 150, Siverek’e ise 60 km uzaklıkta bulunan Karacadağ Kayak Merkezi, kasım ayından itibaren bölgede görülen kar yağışı ile beraber kayak severlerin bölgedeki ilk uğrak yeri haline gelmiştir ve Güneydoğu’da kış turizminin gözdesi olmuştur.

Özellikle inanç ve kültür turizmi ile ön planda olan Şanlıurfa, bu kayak merkezi ile kış turizminde de var olduğunu kanıtlamıştır. Başta Şanlıurfa olmak üzere Diyarbakır, Adıyaman, Mardin ve Gaziantep’in yanında diğer şehirlerden de çok sayıda sporcu buraya akın etmektedir. İçerisinde kafeterya ve hizmet binalarının da bulunduğu Karacadağ Kayak Merkezi, 700 metrelik pisti ile de bu işi profesyonelce yapan bireylerin beklentilerini karşılamaya başlamıştır.
Karahantepe
Karahantepe, Şanlıurfa’nın 60 kilometre doğusunda yer almaktadır. Yaklaşık 12 bin yıllık bir geçmişe sahip olan Şanlıurfa’nın, antik kent Ur Kaśdim (Kaldealıların Şehri) olduğuna inanılır. Urfa, bölgede gelişmiş tüm uygarlıkların mirasını gururla sergilemektedir. Göbeklitepe, Karahantepe, Nevali Çori gibi çok yakın çevrede bu kadar çok Neolitik yerin hemen hemen aynı bölgede yer alması ilgi çekmektedir. Son arkeolojik çalışmalar, Karahantepe’nin Göbeklitepe’den bile daha erken olabileceğini göstermektedir.

Bu durum sit alanının dünyanın bilinen en eski Neolitik bölgesi olduğunu göstermektedir. Göbeklitepe’de olduğu gibi Karahantepe’de de benzer bir yerleşim planı bulunmaktadır. Bugüne kadar 250’ye yakın “T” şeklinde dikilitaş gün ışığına çıkarılmıştır. “Göbeklitepe Kültürü ve Karahantepe Kazıları” projesi kapsamında İstanbul Üniversitesi tarafından bölge halkının “Keçilitepe” olarak bildiği alanda 2 yıl önce yüzey araştırmaları başlatılmıştır. Çalışmalar, Profesör Dr. Necmi Karul tarafından yönetilmektedir. Karahantepe ve tüm Şanlıurfa bölgesi, dünyanın bilinen tarihini değiştirmeye devam etmektedir.
Kazzaz Pazarı (Bedesten)
Gümrük Hanı’nın güneyinde bulunan Kazzaz Pazarı 1562 yılında yapılmıştır. 1740 tarihinde kurulan Rızvan Ahmet Paşa Vakfiyesi’nde ‘Bezzazistan’ diye anılan bu çarşının onarıldığı ifade edilmektedir. Kapalı çarşı biçimindeki bedesten düzgün kesme taşlardan meydana gelmiştir. Toplam 4 adet kapısı bulunmaktadır.

Ana kapı doğuda Han Önü Çarşısı’na açılırken bir diğer kapı batıda Sipahi Pazarı’na açılmaktadır. Yine benzer şekilde Pamukçu Pazarı’na güney kapısı; Gümrük Hanı’na ise kuzey kapısı açılır. Sağlı sollu şekilde çarşıda yer alan ve iki sıra halinde devam eden dükkânlar bir metre yüksekteyken 1998 yılındaki Şanlıurfa İli Kültür Eğitim Sanat ve Araştırma Vakfı (ŞURKAV)’nın yaptığı yenileme esnasında zeminle aynı düzleme getirilmiştir. Bu çarşı, günümüzde yöresel kıyafet ve aksesuarların satıldığı bir yer olarak hizmet vermektedir. Şanlıurfa Bedesteni, Anadolu topraklarında otantik ortamını kaybetmeyen hatırı sayılır çarşılardan biridir. Burada ziyaretçiler hemen her ölçüde yöreye özgü kıyafet bulabilmektedir ve çoğu kez özellikle hatıra olması veya özel günlerde giyebilmeleri bakımından satın alma yoluna gitmektedir.
Mevlid-i Halil (Dergâh) Camii ve Mağarası
Mevlid, “kutlu doğum” demektir. Hz. İbrahim Peygamberin yanı başındaki mağarada doğduğuna inanıldığından, camiye Mevlid-i Halil Camii adı verilmiştir. Mevcut kaynaklara göre yapı beş büyük evre geçirmiştir. İlk olarak Seleukoslar Dönemi’nde alana bir tapınak yapılır. Yahudilik döneminde aynı alanda bir havranın varlığından bahsedilir.

Hristiyanlığın ilk dönemlerinde, MS 150 yılında, aynı alana Hıristiyanlar Kilisesi adında bir kilise inşa edilir. Bizans Dönemi’nde bu alana Urfa Ayasofyası yapılır. Son olarak; Osmanlı döneminde 1523 yılında Muhammed Salih Paşa tarafından aynı alana cami inşa edilmiştir. Halk tarafından Mevlid-i Halil Mağarası’ndan çıkan suyun zemzemden sonra en şifalı su olduğu kabul edilmektedir.
Reji Kilisesi (Aziz Petrus ve Aziz Paulus Kilisesi)
Aziz Petrus ve Aziz Paulus Kilisesi, Ellisekiz Meydanı’nın kuzey doğusundadır. Bu yapı, 6. yüzyıldan kalma bir kilise kalıntısının üstüne, 1861 senesinde yapılmıştır. Kilise, Hz. İsa’nın iki havarisinin anısına yapıldığı için onların adlarını taşımaktadır. Kilise, Urfalı Süryanilerin Suriye’nin Halep İline göç etttikleri 1924 senesine değin aktif bir biçimde kullanılmıştır.

Yapı 1924 yılında Tekel idaresi tarafından önce tütün fabrikası, sonrasında ise üzüm deposu olarak kullanılmıştır. Kilise, halk tarafından tekel kelimesinin Fransızca karşılığı olan Regie (Reji)’den dolayı “Reji Kilisesi” olarak adlandırılmıştır. Kiliseden çıkarılan mezar taşları Şanlıurfa Müzesi’ne gönderilmiştir. Kilise, valilik tarafından 1998 yılında restore edilerek, 24 Mayıs 2002 tarihinde, Vali Kemalettin Gazezoğlu Kültür Merkezi” olarak hizmete girmiştir. Bugün halen çeşitli sosyal faaliyetler için kullanılmaktadır.
Sıra Geceleri
Yöresel tatlarının yanı sıra Şanlıurfa kültürünün çok önemli bir parçası olan ve geçmişi 400-500 yıl öncesine dayandırılan sıra gecesi geleneği; sadece Şanlıurfa’ya özgü olmamakla beraber Şanlıurfa ile ön plana çıkan ve onunla gündeme gelen bir ziyafet ve dostluk biçimidir. Genellikle kış gecelerinde, birbirine yakın yaş grubundaki gençlerin veya orta yaşlardaki arkadaş gruplarının, her hafta bir başka arkadaşın evinde olmak üzere, haftada bir akşam, belirli bir niteliğe ve düzene göre sıra ile yaptıkları toplantılara Şanlıurfa’da “sıra gecesi” denmektedir.

Kısaca; “sıra gecesi” bir arkadaş grubunun haftada bir olmak üzere bir araya geldikleri toplantılardır. Sıra gecesinin temel yiyeceği çiğ köftedir. Sohbet esnasında ‘mırra’ adı verilen acı kahve konuklara sunulur. Bu toplantıya kadınlar katılmadığı için hizmet de erkekler tarafından yapılmaktadır. Ancak, günümüzde turistik işletmelerde sıra geceleri daha farklı bir biçimde yapılmaktadır. Sıra gecelerine yalnızca erkekler katılmamakla birlikte, kadınlar ve çocuklar da dâhil olmaktadır. Orada alınan hizmet, işletme çalışanları tarafından sağlanmaktadır. Sıra gecelerinde, Şanlıurfa’nın yöresel yemekleri, geleneksel biçimde yer döşeklerinde oturmuş misafirlere sunulmaktadır, kente özgü halk müziği eşliğinde eğlenceler düzenlenmektedir. Kente has bir eğlence ve buluşma şekli olan sıra geceleri, “Geleneksel Sohbet Toplantıları” kapsamında UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Temsili Listesi’ne alınmıştır.
Soğmatar Harabeleri
Soğmatar Harabelerinin yer aldığı bölge, Harran’a 53 km uzaklıktadır ve bölgenin geçmişi M.S. 2. yüzyıla dayanmaktadır. Bu harabelerin Abgar Krallığı Döneminde, Harranlıların Tektek Dağları bölgesinde ay ve gezegen tanrıları için tapındıkları bir kült merkezi olduğu bilimsel araştırmalar sonucunda ortaya çıkmıştır. Soğmatar kelimesi, Arapça yağmur anlamında ki “Matar” sözcüğünden gelmektedir. Tektek Dağları’nın kışın bol yağmur alan bu bölgesinde bulunan çok sayıdaki sarnıç ve kuyuda biriktirilen sular, dağlarda otlatılan koyun ve keçi sürülerinin yaz aylarındaki su ihtiyacını karşılamaktadır. Bu özelliğinden dolayı köy günümüzde de “Yağmurlu” adıyla anılmaktadır.

Soğmatar kült merkezinde; Ay tanrısı Sin’e tapınılan bir mağara (Pognon Mağarası), yamaçlarının bir kısmında tanrı kabartmalarının ve zemine kazılmış yazıtların olduğu bir tepe (Kutsal Tepe), 6 adet kare ve yuvarlak biçimli mozole (Anıt Mezar), iç kale ve ana kayaya oyulmuş çok sayıda kaya mezarı bulunmaktadır. M.S. 165 yıllarında Partların (İranlılar) Şanlıurfa bölgesine yaptıkları yoğun saldırılar sonucu bölgeden kaçan halk tarafından kurulmuş olan ve İslam Dönemi’ne kadar kült merkezi olma özelliği koruyan bölgenin, Soğmatar’da bulunan dinsel motifler ışığında Şuayb Kenti’nde yaşayan insanlar tarafından mezarlık ve ibadet yeri olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır.
Şuayb Antik Kenti
Hanel Ba’rur’dan 13 km. sonra, Harran’a 39 km mesafede olan Şuayb Antik Kenti, Geç Roma Dönemi’ne (M.S. 4-5. yüzyıl) dayanan bir yaşam merkezidir. Hz. Şuayb’ın bir zamanlar burada yaşadığına inanılmaktadır. Bu rivayetten ötürü “Şuayb Antik Kenti” ismi verilmiştir. Günümüzde de bölgedeki bir mağara Şuayb Peygamberin makamı olarak ziyaret edilmektedir. Bu yerleşim yerinde, tarihin farklı zamanlarında bilim insanlarının yaptıkları araştırmalar sonucu elde edilen ortak görüş, Şuayb Şehri adının Arapça’da “Eski İnsan Şehri” manasına geldiği ve bu yerleşim merkezinde bulunan evlerin ise o zamanlar Harran Ovası’nda yaşayan insanların yazlıkları olduğu düşünülmektedir.

Buradaki evler tipik Roma evleri biçiminde inşa edilmiş olup üçgen alınlıklı, çatılı ve etrafı duvarlarla çevrili bir avlu ve evin altında yer alan ana kayaya oyulmuş bir kilerden meydana gelmektedir. Her evin içerisinde bir su kuyusu mevcuttur. Evlere girişler avlu duvarlarında yer alan kapılardan yapılmaktadır. Bu kapılar ise ızgara planlı sokaklara açılmaktadır
Tarihi Urfa Evleri
Urfa taş evlerinin gelişiminde ikliminin, kalker taşının, İslami inanışların, Urfa aile hayatının, yaşamının tamamını evinde geçiren kadına onun sıkılmayacağı geniş ve ferah bir ortam yaratma düşüncesinin ve sosyal geleneklerin büyük ölçüde etkisi vardır. Yaklaşık 12.000 yıldır Urfa kireçtaşının kullanılıyor olması kentte taş işleme ustalığını canlı tutmuştur.

Müslümanlığın topluma getirdiği aile mahremiyetinin gereği olarak Urfa evleri; haremlik ve selamlık olmak üzere iki bölümlü inşa edilmişlerdir. Yılın büyük bir bölümünün sıcak geçtiği Urfa’ da, ev halkı tarafından gün boyunca serin bir mekan olarak kullanılan eyvanlar vardır. Urfa’nın sıcak iklime sahip olması evlerin avlulu, kışlıklı ve yazlıklı, eyvanlı, odaların kalın duvarlı ve tonoz örtülü toprak damlı yapılmasında etken olmuştur. Avluyu çevreleyen mekanlar arasında “Zerzembe” (Kiler), “tandırIık” (mutfak) ve hamam gibi bölümler bulunur. Geleneksel Urfa evlerinde “hayat” denilen avlunun önemli bir yeri vardır. Avluyu çevreleyen duvarların dama yakın kısımlarında dikdörtgen nişler şeklinde yapılan kuş evlerinde yaşayan kuşlak çiçeklikteki bu ekmek kırıntılarıyla beslenirler. Günümüzde, hem soyut hem de somut zengin değerlere sahip olan Urfa taş işçiliğinin ve tarihi taş evlerin gelecek nesillere aktarılması ile ilgili çalışmalar giderek daha fazla artmakta ve evler turistik çekicilik açısından büyük önem kazanmaktadır.
Urfa Kalesi
Urfa Kalesi’nin M.Ö. 10000 yıllarına ait neolitik bir alan üzerine inşa edildiği tahmin edilmektedir. Kalenin hemen yanında ortaya çıkarılan ve Şanlıurfa Müzesi’nde ziyaretçilerin görseline sunulan yaklaşık 12.000 yıllık Balıklıgöl Heykeli ve kale alanı, Balıklıgöl havzasının ne kadar eskilere dayandığını göstermektedir. 6. yüzyıl ve öncesine ait kayıtlarda kaleden bahsedilmemektedir, fakat 11. yüzyılda ilk kayıtlara rastlamak mümkündür. Bu verilere göre kale 6 ila 11. yüzyıl arasına tarihlenebilir. Kalenin M.S. 812-814 yılları arasında Abbasiler Döneminde yapıldığı en yaygın görüşler arasındadır.

Kalenin üstündeki korint başlıklı iki sütun, Edessa Kralı 9. Manu döneminde, M.S. 240-242 yılları arasında birer anıt sütun olarak ortaya konmuştur. Doğudaki sütun üzerindeki Süryanice kitabede: “Ben askeri komutan Barşamaş (Güneşin oğlu)’ın oğlu Aftuha. Bu sütunu ve üzerindeki heykeli veliaht prens Manu kızı, kral Manu eşi, hanımefendim ve velinimetim kraliçe Şalmeht için yaptım” cümlesi yazılıdır. Urfa Kalesi’nin çevresi kayadan oyma hendek ile çevrilidir. Bunun yanında, Aynzeliha Tüneli aracılığıyla kale ile Aynzeliha Gölü arasında geçit sağlanmıştır.
Yorgancı Sokağı
Bu sokak, şehrin tarihi dokusunun muhafaza edildiği en önemli yerlerinden biri olan, Kültür Adası olarak isimlendirilen tarihi adanın kuzey tarafını meydana getiren sokaktır. Yıldız Meydanı ve Nimetullah Camisini birbirine bağlar. Evlerinin bir çoğunun onarıldığı bu sokakta bazı meskenler yöresel kültürün yaşatıldığı birer konukevi olarak hizmet vermektedir.

Beykapısı Mahallesindeki Osmanlı Dönemine ait olan, batıda Yıldız Meydanı’ndan başlayıp kuzeye doğru devam ettikten sonra doğuya yönelerek Hüseyin Paşa Sokak ile birleşen Yorgancı Sokağının en güzel kısmı, Abdulkadir Hakkari Evi’nin ve burada bir kabaltının bulunduğu orta bölümdür. Bazalt parke döşeli dar sokağın kesme taştan yüksek duvarlarla sınırlandığı kısmında, Abdulkadir Hakkari evinden sokağa taşan cumba ve kabaltı ile birlikte sokağa güzel bir görünüm kazandırmıştır. Şanlıurfa’nın eski ve geleneksel yaşantısının izleri derinden hissedilmektedir.
Kaynaklar
1.sanliurfa.ktb.gov.tr
2. www.sanlıurfa.gov.tr
3.www.karacadag.gov.tr
